Herkese merhabalar,
On yedinci bölüme hoş geldiniz. Bugün, hem Titanik faciasını hem de o kazadan sağ kurtulmasına rağmen hayatı mahvolan tek Japon yolcuyu, Masabumi Hosono’yu konuşacağız. Şimdi hayal edin… 1912 yılındasınız. Dünyanın en büyük ve en lüks gemisine binmişsiniz. “Batmaz” denilen, teknolojinin zirvesi olan Titanik’tesiniz. Herkes rahat, herkes güvende hissediyor. Ama sonra, bir anda her şey alt üst oluyor. Bir buzdağı çıkıyor karşınıza ve gemi su almaya başlıyor. Panik, bağırışlar, koşuşturmalar… İşte böyle bir ortamda, sen olsan ne yapardın?
Masabumi Hosono işte tam böyle bir durumda hayatta kaldı ama hayatı mahvoldu. Titanik’ten sağ çıkan tek Japon yolcu olarak ülkesine döndüğünde, kahraman olmak bir yana, toplum onu dışladı. Neden mi? Hazırsanız başlayalım!
Başlamadan önce her zaman olduğu gibi, yorumlarınızı ve fikirlerinizi beklediğimi hatırlatmak istiyorum. Merak ettiğiniz veya önerdiğiniz konular varsa da yoruma yazarsanız memnun, takip edip beğenirseniz de mutlu olurum. İyi dinlemeler.
Merhaba arkadaşlar, ben Cabarnet Sauvignon, birlikte keyifle öğrenmeye var mısınız?
Hikayeye başlamadan önce Titanik’ten bahsetmek istiyorum. Çünkü Titanik sadece bir gemi değildi, o dönemin en büyük mühendislik harikalarından biri olarak görülüyordu. 269 metre uzunluğunda, 28 metre genişliğinde ve 53 metre yüksekliğinde devasa bir yapıya sahipti. Koca bir şehri taşıyabilecek kadar büyüktü! İnşasına 1909’da başlandı ve üç yıl süren çalışmalar sonunda 1912’de tamamlandı. Gemide yok yoktu! Birinci sınıf yolcular için lüks restoranlar, spor salonları, kütüphaneler, sigara odaları hatta dönemin teknolojisine göre oldukça gelişmiş olan Türk hamamları bile vardı. Titanik, iç tasarımıyla dönemin en lüks otellerini bile kıskandıracak bir gemiydi.
Titanik sadece büyük değil, “batmaz” olduğu iddia edilen bir gemiydi. Evet, bu cümle dönemin gazetelerinde sık sık yer aldı: “Tanrı bile batıramaz” deniyordu! Bunun sebebi, geminin 16 su geçirmez bölmeye sahip olmasıydı. Teoriye göre, eğer bunlardan 4 tanesi su alırsa gemi hala yüzebiliyordu. Ancak kimse, bir buzdağının 6 bölmeyi birden parçalayacağını tahmin etmemişti. İşin ilginç yanı, Titanik’in kaptanı Edward Smith’in bu gemiyle emekli olacağı son seferine çıktığı söyleniyordu. Ne ironidir ki, Titanik onun ilk ve son yolculuğu oldu…
Titanik, 2200’den fazla yolcu ve mürettebat taşıyordu ama herkes aynı şartlarda yolculuk etmiyordu. Birinci sınıfta dönemin en zenginleri vardı: Ünlü iş adamları, aristokratlar, sanatçılar… Onlar için bu gemi, sadece bir ulaşım aracı değil, gösterişin ve prestijin bir simgesiydi. Birinci sınıfta konaklayanlar, bugünün parasıyla 100.000 dolara varan bilet fiyatları ödemişti. Ama üçüncü sınıf? Onlar Amerika’ya göç etmeye çalışan aileler, işçiler, fakir insanlardı. Üçüncü sınıfta bilet fiyatı sadece 20 dolardı ama koşullar çok farklıydı. Filikalara ulaşmak bile onlar için neredeyse imkânsızdı.
Gelelim 14 Nisan 1912 gecesine… Okyanus sakin, gökyüzü yıldızlarla dolu. Herkes yolculuğun tadını çıkarıyor. Derken saat gece yarısına yaklaşırken, bir buzdağı Titanik’in önüne çıkıyor. Nöbetçiler fark ediyor ama artık çok geç! Gemi buzdağına çarpıyor, dev gibi bir kütle, çelik gövdeyi parçalıyor.
İlk başta pek kimse bir şey anlamıyor. Ama sonra… Gemi su almaya başlıyor. Makineler duruyor, ışıklar titriyor. Filikalar indirilirken “Kadınlar ve çocuklar önce!” kuralı uygulanıyor. Erkekler? Onlar için kurtulma şansı neredeyse yok. İşte tam bu kaosun ortasında, bizim Masabumi Hosono’nun hayatı sonsuza kadar değişiyor.
Peki Masabumi Hosono Kimdi? Gemide ne işi vardı? Titanik, aslında Japon yolcular için çok da yaygın bir seçenek değildi. O dönemde Japonya, Batı ile yeni yeni ticari ilişkiler kuruyordu ve Batı’da yaşayan Asyalılara karşı bir mesafe vardı. Bunun birçok sebebi var ama başlıca sebebini aslında bir önceki podcastimde, Japonya’nın kendini dış dünyaya 214 yıl kapatmasını anlatmıştım, dilerseniz dinleyebilirsiniz.
Masabumi Hosono, Titanik’teki tek Japon yolcu olarak gemideydi. Ama yalnız değildi! Bir de Japonya’da yaşayan bir Çinli yolcu vardı, fakat onun hakkında çok az bilgi var. Hosono, 42 yaşında, Japonya Ulaştırma Bakanlığı’nda bir memur. İş için Rusya’ya gitmiş, sonra Londra üzerinden ABD’ye geçmek için Titanik’e binmişti. Evli, iki çocuk babası… Şöyle düşün, adamın tek derdi, iş seyahati yapıp eve dönmek! Ama kaderin ona hazırladığı şey bambaşka…
Titanik’in 14 Nisan 1912’deki son günü, sıradan bir transatlantik yolculuğu gibi görünüyordu. Hava açıktı, deniz sakindi ve yolcular keyifliydi. Birinci sınıfta akşam yemeğinde tam 10 çeşit yemek servis edilmişti! Mürettebat ve yolcular, gün içinde birkaç kez buzdağı tehlikesi konusunda uyarılmıştı ama kimse bunu pek ciddiye almamıştı. Sonuçta, “batmaz” denilen bir gemideydiler, değil mi? Hatta bazı söylentilere göre kaptan, New York’a daha hızlı varabilmek için geminin hızını biraz daha artırmıştı.
Hosono ise gemi buzdağına çarptığında üçüncü sınıftaki kamarasında uyuyordu. Gürültüyle uyandı, ne olduğunu anlamaya çalıştı. Yukarı çıkması gerektiğini fark etti ama bir sorun vardı: Üçüncü sınıftakilerin üst güverteye ulaşması zordu. Bildiğin kapılar kapalıydı, insanlar çıkamasın diye… Neyse ki, bir şekilde yukarı çıkmayı başardı.
Ama yukarıda gördüğü manzara içler acısıydı. Filikalar doluyor ve erkeklere pek şans tanınmıyordu. Tam o sırada, bir görevli “Burada hâlâ yer var!” diye seslendi. Birkaç erkek yolcu kendini içeri attı. Ve Hosono, o an bir karar verdi. Ya ölecekti ya da hayatta kalacaktı. İçgüdüsel olarak filikaya atladı… İşte hayatını kurtaran ama bir yandan da mahveden karar buydu.
Hosono kurtuldu, RMS Carpathia tarafından New York’a götürüldü. Tamam, Titanik’ten sağ çıkmıştı ama asıl fırtına daha yeni başlıyordu.
Japonya’ya döndüğünde… Ne bir kutlama, ne bir “iyi ki hayattasın” cümlesi. Tam tersine! Gazeteler onu korkak ilan etti. Dediler ki: “Erkeksen orada ölmeliydin!” “Kadınlar ve çocuklar varken nasıl filikaya bindin?” Hatta bazıları “Ölmek daha onurlu olurdu” dedi.
İşini kaybetti, devlet memurluğundan atıldı. Ailesi bile toplum içinde kötü bakışlara maruz kaldı. Hayatta kaldığı için cezalandırıldı, resmen!
Bir de üstüne kendisi de suçluluk hissetti. “Survivor’s guilt”i hiç duydunuz mu? Yani hayatta kalma suçluluğu. Büyük felaketlerden sağ çıkan birçok insan, kendini suçlu hisseder. “Ben nasıl hayatta kaldım?”, “Benim yerime başkası ölmeli miydi?” gibi düşünceler, insanın içine işleyen bir pişmanlık yaratır. Ölümle burun buruna gelmiş biri için bu düşünceler bazen dayanılmaz olabilir.
Hosono da bu suçluluk hissini derinden yaşadı. O gece yaşadıklarını anlattığı bir mektup bulundu. İçinde, nasıl korktuğunu, filikaya binerken bile utanarak hareket ettiğini yazıyordu. Aslında, o sadece hayatta kalmaya çalışan bir insandı. Ama toplum onu affetmedi.
Şimdi bir de şuna bakalım: Bu olay Batı’da yaşansa nasıl olurdu? Mesela Titanik’ten kurtulan bazı Amerikalı ve İngiliz erkekler var. Hatta White Star Line’ın yöneticisi J. Bruce Ismay de bir filikaya binip kurtulmuştu. Ona da tepki gösterildi ama kimse onun hayatını mahvetmedi.
Ama Japonya’da olay çok farklıydı. Orada Bushido, yani samuray ahlakı vardı. Bu ahlaka göre, kendi canından çok toplumun iyiliğini düşünmelisin. Hosono’nun ölmesi, onlara göre daha onurlu olurdu. İşte bu yüzden, hayatta kaldı diye dışlandı.
Bu hikâye, aslında Doğu ve Batı’nın kahramanlık ve fedakârlık anlayışlarının ne kadar farklı olduğunu gösteriyor.
Peki, Hosono’nun hikâyesi burada bitti mi? Aslında hayır. Yıllar sonra, torunları onun mektuplarını paylaştı. İnsanlar onun hikâyesini yeniden değerlendirdi.
Bugün, artık Masabumi Hosono korkak değil, sadece hayatta kalmaya çalışan bir insan olarak anılıyor. Ama ne yazık ki, yaşarken bunu göremedi.
Titanik’in derinliklerine gömülen sadece bir gemi değildi. Aynı zamanda hayatta kalanların taşıdığı ağır yüklerdi. Hosono, Titanik’ten sağ çıktı ama toplumun gözünde hiçbir zaman “kurtulamadı”.
İşte böyle… Hayatta kalmak bazen en büyük sınav olabilir. Hosono yaşadı, ama gerçekten kurtuldu mu?
Dinlediğiniz için teşekkür ederim. Bir sonraki bölümde tekrar görüşmek üzere, kendinize iyi bakın.
Siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? Düşüncelerinizi bizimle yorumlar kısmından paylaşmayı unutmayın. Tüm içeriklerimiz için The Gamer Station Tüm İçerikler
Makalelerin orijinal dili Türkçedir. 34 farklı dilde yayın yapmaktayız. İçerikte yanlış bir cümle veya kelime görürseniz lütfen yorumlarda bizi bilgilendirmekten çekinmeyin!
