Herkese merhabalar,
Onikinci bölüme hoş geldiniz. Bu bölümümüzde, antik dünyanın en etkileyici yapılarından birinden, Anadolu’da yükselen ve tarihin izlerini taşıyan Nemrut Dağı’ndan bahsedeceğim. Bir ihtimal belki hiç duymayanınız vardır ama mutlaka Adıyaman’da yer alan Nemrut Dağı’nın fotoğraflarını görmüşsünüzdür. Böyle dağın tepesinde oldukça büyük baş heykelleri olan ve anıt mezarı olan bir dağ. Mutlaka görmüşsünüzdür. İşte bu bölümde bunlar kimin heykeli, ne zaman ve nasıl yapıldı, nasıl keşfedildi gibi konulara değineceğim. Hazırsanız başlayalım!
Ve her zaman olduğu gibi, yorumlarınızı ve fikirlerinizi beklediğimi hatırlatmak istiyorum. Abone olup beğenirseniz de çok mutlu olurum. İyi dinlemeler.
Merhaba arkadaşlar, ben Cabarnet Sauvignon, birlikte keyifle öğrenmeye var mısınız?
Nemrut Dağı, az önce de belirttiğim gibi Adıyaman sınırları içinde, UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan olağanüstü bir yer. Bu arada geçenlerde baktım da Türkiye’de Unesco Dünya Mirası Listesi’nde yer alan tam 21 adet yapı var. Mutlaka bir göz atın derim. Türkiye’de de neler neler var.
Nemrut Dağı 2.150 metre yüksekliğinde, neredeyse dünyanın en ünlü yapılarından biri olan Burj Khalifa’nın iki buçuk katı kadar bir zirveye sahip ve Kommagene Krallığı’nın ihtişamını ve gizemini yansıtan adeta bir açık hava müzesi.
Peki burada ne var neden bu kadar ünlü bir dağ? Nemrut Dağı, MÖ 1. yüzyılda Kommagene Krallığı’nın izlerini taşıyan bir anıt mezar kompleksi ile ünlü. Krallığın hükümdarı I. Antiochos, bu dağda hem kendisi hem de tanrılar için görkemli bir kutsal alan inşa ettirdi. Şimdi gözünüzd canlandırabilmeniz için detaylı anlatmaya çalışacağım. Malumunuz bu bir podcast, neden belirttin demeyin fotoğraf koymamışsın en kötü video diye yorum yapanlar var, o yüzden belirtmek istedim.Nemrut Dağı’nda zirveye vardığınızda, iki farklı terasta yer alan devasa heykeller sizi karşılıyor. Bu heykeller, tanrıların farklı yönlerini ve Antiochos’un onlarla olan bağını temsil etmekte. Peki, bu tanrılar kim ve neyi simgeliyor?
Dağın zirvesinde, Doğu ve Batı teraslarında sıralanmış bu heykeller, dört ana tanrı figürü ile Antiochos’un heykelini içeriyor. Hangi tanrılar derseniz:
İlki Zeus-Oramasdes: En güçlü tanrı ve göklerin hâkimi. Yunan mitolojisindeki Zeus ile Pers inançlarındaki Ahura Mazda’nın birleşimini temsil ediyor. Zeus’un göksel otoritesi ve Ahura Mazda’nın bilgelik simgesi bu heykelde bir araya getirilmiş.
İkincisi ise Apollon-Mithras: Işık, güneş ve kehanet tanrısı. Apollon, Yunan mitolojisinde müzik, sanat ve kehanetle ilişkilendirilirken, Mithras, Pers inançlarında güneşi ve ışığı simgeliyor. Bu heykel, hem aydınlanmayı hem de doğanın döngüsünü yansıtıyor.
Sıradaki de Herakles-Artagnes: Güç ve kahramanlık tanrısı. Yunan mitolojisindeki kahraman Herakles, cesareti ve fiziksel gücü temsil ederken, Pers inançlarındaki Artagnes de savaş ve kahramanlık özelliklerini içeriyor. Bu heykel, gücün ve korunmanın bir sembolü.
Ve son olarak da Tyche: Şans, bereket ve kader tanrıçası. Yunan mitolojisindeki Tyche, bireylerin ve şehirlerin kaderini belirleyen bir tanrıça olarak bilinir. Kommagene’de ise bolluk ve refahı temsil ediyordu.
Antiochos’un heykeli ise bu tanrılarla aynı hizada yer alıyor. Kendini tanrılarla eşit seviyede görüyor aslında. Yani Antiochos bu düzenlemeyle hem tanrılardan ilahi bir güç aldığını hem de tanrılarla özel bir bağ kurduğunu ifade etmek istemiş vakti zamanında.
Bu heykellerin orijinal boyutları zamanında yaklaşık 8-10 metreyi buluyordu. Zaman içerisinde işte doğal etkenler ve insan müdahaleleri nedeniyle baş kısımları gövdeden ayrıldı ve bu baş kısımları bugün yerde duruyor. Ama kopmuş başların boyutları bile 1.5-2 metre arasında, yani neredeyse bir insan boyunda.
Peki, bu ayrılma nasıl oldu? Nemrut Dağı başta da söylediğim gibi 2150 metre yüksekliğinde ve sürekli sert rüzgârlara, yoğun kar yağışına ve ani sıcaklık değişimlerine maruz kalan bir alan. E haliyle bu sert iklim koşulları, heykellerin zamanla aşınmasına ve zayıflamasına yol açtı. Özellikle, gece ile gündüz arasındaki sıcaklık farkları taşlarda çatlakların oluşmasına sebep oldu. Bu çatlaklar da zamanla genişleyerek baş kısımlarının gövdelerden kopmasına neden oldu.
Ayrıca, tarih boyunca bölgeyi etkileyen depremler de bu ayrılmada büyük bir rol oynadı. Nemrut Dağı, bir deprem bölgesinde ve antik dönemde meydana gelen depremler de heykellerin yapısal bütünlüğünü bozmuş olabilir. Büyük olasılıkla bu doğal felaketler, başların gövdelerden ayrılmasını hızlandırdı.
Başka bir etken de insan müdahaleleri olabilir. Antik dönemden sonra bölgeye ilgisizlik ve zaman zaman yağmacılık gibi durumlar yaşandı. Tarih boyunca insanlar, değerli malzeme veya taş arayışıyla bölgeye zarar vermiş olabilir. Ancak, en büyük zararı doğal koşulların verdiği düşünülüyor. Bu arada gövdeler yok olup gitmedi tabii, fırsatınız olur da giderseniz görürsünüz zaten gövdeler de yerinde duruyor ve baş kısımlarının tam karşısına denk gelecek şekilde düzenlemişler.
Her böyle gördüğümüz devasa heykel olunca aklımıza gelen ilk soru da bunu zamanında bu insanlar nasıl yapmış? Dönemin mühendislik ve sanat anlayışının bir şaheseri olarak, çevredeki taş ocaklarından çıkarılan kireçtaşı bloklarından yapıldı. Kireçtaşı kullanıldı çünkü kolay işlenebilir bir yapıya sahip bir taş ve heykellerin detaylı şekilde yontulmasına olanak sağladı. Ama buradaki en büyük zorluklardan biri bu devasa taş bloklarının zirveye nasıl taşındığı. 2.150 metre yükseklikteki bir dağa bu kadar büyük ve ağır taşları bu insanlar nasıl çıkardı derseniz bir teori olarak ahşap kızaklar, makaralar ve eğimli rampalar kullanılarak taşındı denilmekte. Arkadaşlar yapıldığı döneme tekrar değinmek istiyorum, MÖ 1. yüzyıl, ne kadar eski olduğunu anlamanız için şöyle bir örnek vereyim, Kleopatra, MÖ 1. yüzyılın ikinci yarısında Mısır’da hüküm sürüyordu ve ünlü Roma liderleriyle (Marcus ve Sezar gibi) onlarla ilişkileriyle dünya tarihine geçti. Yani Kleopatra’nın dönemi, Nemrut Dağı’nın yapıldığı dönemin çağdaşıdır. Bu arada Kleopatra ile ilgili olan podcastimi de dinlemenizi tavsiye ederim.
Bir de heykellerin arkasında, zirvenin tam ortasında ise bir tümülüs yükseliyor. Tümülüs ne derseniz, bir mezarın üstünü kaplamak için yapılmış büyük bir yapay tepedir. Bu yapı, küçük ve düzgün kesilmiş taşlarla oluşturulmuş devasa bir taş yığını şeklinde. Nemrut’taki tümülüsün içinde Kral Antiochos’un mezarının bulunduğuna inanılıyor. Ama bugüne kadar bu mezara ulaşılamadı. Çünkü bu taş yığının zarar görmemesi için kazılar sınırlanmış durumda. Dolayısıyla Antiochos’un mezarı, hâlâ Nemrut’un en büyük sırlarından biri olarak kalmaya devam ediyor.
Peki ne zaman keşfedildi dereniz, ilk kez 1881 yılında Alman mühendis Karl Sester sayesinde dikkatleri üzerine çekti. Sester, bölgede bir yol projesi sırasında bu etkileyici kalıntılarla karşılaştı ve Nemrut’un gizemli yapıları büyük bir heyecan yarattı. Daha sonra 20. yüzyılın ortalarında da kapsamlı arkeolojik kazılar yapıldı ve bu keşifler, 1987 yılında Nemrut Dağı’nın UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alınmasını sağladı ve bu tarihi alan dünya çapında bir ilgi odağı haline geldi.
Gelelim Nemrut Dağı’nın en büyüleyici yanlarından birine: gün doğumu ve gün batımı. Çünkü bu deneyim, dağın zirvesindeki antik atmosferi bambaşka bir boyuta taşıyor. Gün doğumunda doğu terasında durup, güneşin ışıklarının heykellerin yüzeyine vurmasını izlemek gün batımında ise batı terası, muazzam bir manzaraya sahip.
Eğer gitmek isterseniz İlkbahar ve sonbahar ayları, yani Mayıs ve Eylül dönemleri en ideal dönemlermiş. Ben zaten gitmek istiyordum şimdi böyle araştırınca daha da şevkim arttı. Özetle Nemrut Dağı, tarihin ve doğanın bir araya geldiği büyülü bir yer. Eğer bir gün Adıyaman’a, Nemrut’a yolunuz düşerse, bu büyülü atmosferi sonuna kadar yaşamalısınız.
Dinlediğiniz için teşekkür ederim. Bir sonraki bölümde tekrar görüşmek üzere, kendinize iyi bakın!
Siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? Düşüncelerinizi bizimle yorumlar kısmından paylaşmayı unutmayın. Tüm içeriklerimiz için The Gamer Station Tüm İçerikler
Makalelerin orijinal dili Türkçedir. 34 farklı dilde yayın yapmaktayız. İçerikte yanlış bir cümle veya kelime görürseniz lütfen yorumlarda bizi bilgilendirmekten çekinmeyin!


